SON DAKİKA
Hava Durumu

Anne Oldum Ama Yok Olmadım: Kutsallık mı, Görünmezlik mi?

Yazının Giriş Tarihi: 14.02.2026 10:35
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.02.2026 10:36

“Anne oldum ama yok olmadım…” Bu cümleyi kurmak bile, pek çok kişi için bir "başkaldırı" gibi tınlıyor, değil mi? Çünkü bizler, kadının anne olduğu an kendi hayatını bir askıya asması, tutkularını rafa kaldırması ve tüm varlığını bir başka canlının içinde eritmesi gerektiğine inandırılmış bir toplumun çocuklarıyız. Anneliğe atfedilen o yaldızlı "kutsallık" payesi, aslında kadının bireysel kimliğini örten en ağır perdeye dönüşebiliyor.

Toplum, anneyi kutsallaştırdıkça onu insanlıktan uzaklaştırıyor. Onu "melek", "fedakar" ve "karşılıksız veren" olarak tanımladığınızda, aslında ona hata yapma, yorulma, bencil olma ya da sadece "kendi olma" hakkını elinden alıyorsunuz. Annelik bir kimlik değil, bir roldür. Ancak biz bu rolü o kadar ciddiye alıyoruz ki, kadının ismi bir süre sonra yerini "filancanın annesi"ne bırakıyor. Hobiler, kariyer hedefleri, gece izlenen o keyifli filmler ya da sadece bir kahveyi sıcak içme arzusu; "iyi bir anne" olma ideali uğruna sessizce kurban ediliyor.

Bilinçaltı düzeyinde kadının en büyük çatışması burada başlıyor: Anne olmak mı, kadın kalmak mı? Eğer sadece anne olursanız, bir süre sonra "kendinizi" aradığınızda bulamıyorsunuz. Çocuklar büyüyüp yuvadan uçtuğunda ise geriye devasa bir boşluk kalıyor. Çünkü o güne kadar kurulan tüm denklemler bir başkasının varlığı üzerine kurgulandı. Sosyal çevre, aile ve hatta kadın bizzat kendisi, "anne" kimliğinin dışındaki her şeyi bir "suçluluk" alanı olarak görmeye başlıyor. Kendi hayaline vakit ayıran bir kadın, bilinçaltında "çocuğundan çalıyor" hissiyle boğuluyor.

Bir kadın olarak bu çatışmayı iliklerimde hissediyorum. Bir yanda evladının kokusuna dünyaları değişmeyecek o sonsuz şefkat, diğer yanda "Benim de bir sesim, bir rengim ve dünyaya söyleyecek bir sözüm var" diyen o hırçın özgürlük arzusu. Bu ikisi birbirine düşman olmak zorunda değil. Oysa sistem, bizi bu ikisi arasında bir seçim yapmaya zorluyor.

Annelik, bir kadının ruhunu büyüten muazzam bir deneyimdir; ancak kadının ruhunu yutan bir kara deliğe dönüşmemelidir. Fedakarlık, bir tercih olduğunda anlamlıdır; bir zorunluluk olduğunda ise sadece öfke biriktirir.

Bu görünmezlik hapishanesinden çıkmanın yolu, anneliği kutsallık putundan indirip, insani bir zemine oturtmaktır. Bir kadının mutlu, üretken ve "kendini gerçekleştirmiş" olması, çocuğuna verebileceği en büyük mirastır. Çünkü mutsuz bir fedakarlıkla büyütülen çocuklar, sırtlarında ömür boyu ödenemeyecek bir "borç" yüküyle yaşarlar.

Kendimize şu izni verelim: Anne olalım ama yok olmayalım.

Severken eksilmeyelim.

Başkalarının gözündeki o "mükemmel anne" imajı uğruna, içimizdeki o hayat dolu kadını öldürmeyelim.

Çünkü dünya, sadece çocuk büyüten kadınlara değil; kendi hayallerini büyüten, gülen ve "ben de buradayım" diyen kadınlara ihtiyaç duyuyor. Unutmayın; siz görünür olduğunuzda, çocuklarınız da gerçek bir kadının, gerçek bir insanın ne olduğunu görecekler.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.