Dünya artık eski dünya değil. Teknoloji, ekonomi ve sosyal düzen öyle büyük bir hızla kabuk değiştiriyor ki, ne o hıza yetişebilmek mümkün ne de değişimi kontrol edebilmek. Bu durumda beyin stres modunda talkılıp kalıyor. Sonuç? Geleceğe dair en ufak bir öngörüde bulunamamak yani dipsiz bir kuyunun sonunu gözlemek gibi görünen koca bir belirsizlik.
Beynimizin evrimi belirsizlik değil düzen üzerine gelişmiştir. Bu yüzden beynimiz, en ufak bir belirsizlik geliştiğinde, kontrol dürtüsü kurcalandığı için panik moduna geçer ve stres hormonu üretmeye başlarız. Belirsizlik, bilinmezlik demektir ve beynimiz bilinmez olan, tanımlayamadığı her şeyden korkar. Çünkü beynimizin en temel işlevi bizi hayatta tutmak için gerekli olan süzgeci çalıştırmaktır. Bilinmeyen her şey beynimiz tarafından tehlike olarak işlenir. Hayatta kalma modu açıldığında beyin, geleceğin belirsizliğini sahte senaryolarla doldurmaya başlar ve sonucunda kaygı bozuklukları oluşur. Bugün global ölçekte artan kaygı bozukluklarının kökeninde, hayatın direksiyonunu kaybetme hissidir.
Pek çoğumuz her şeyi kontrol etmeye çalışarak ince analiz ve gelecek hesapları yapıyoruz. Her ihtimali hesaplayıp kaygımızı yatıştırmaya çalışırken hayatın doğal akışını kaçırıyoruz. Jungyen bir perspektifle baktığımızda bu yalnızca bir kontrol illüzyonudur. Hayatı bir makine gibi sürekli veri toplayarak, analiz ederek ve gerçekçi olmayan senaryolar üreterek yaşamamız mümkün değildir. Gerçek güç, belirsizliğin içindeki kaosta kendi merkezini bulabilmekte yatar. Mühim olan, bu belirsizliği yeni güzel olasılıkların doğabileceği bir evren olarak görüp, felaket senaryoları üretmek yerine evreni yıldızlarla doldurmaktır.
Dünya nereye giderse gitsin, gerçek düzeni kendi içimize dönerek bulabiliriz ancak. Gerçek kalemiz, iç düzenimizdir. Dışarıdaki gürültü arttıkça, en çok özlediğimiz şey ruhumuzun derinliklerindeki sessizliktir.
Hadi bugün kendiniz için güzel bir şey yapın. Kontrol edemediğiniz ne varsa bugünlük onun üzerinde düşünmeyi bırakın ve kendinizi hayatın doğal akışına salın. Bugünlük elinizde olana şükredin ve gelecek kaygısının oluşturduğu o sahte felaket senaryolarına kulak asmadan sadece nefes ve niyetinize odaklanın. Unutmayın, dünyayı değiştirecek ilk adım, bireyin değişmesidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İrem Sönmezoğlu
Belirsizliğin Bilinmezlik Tehlikesi
Dünya artık eski dünya değil. Teknoloji, ekonomi ve sosyal düzen öyle büyük bir hızla kabuk değiştiriyor ki, ne o hıza yetişebilmek mümkün ne de değişimi kontrol edebilmek. Bu durumda beyin stres modunda talkılıp kalıyor. Sonuç? Geleceğe dair en ufak bir öngörüde bulunamamak yani dipsiz bir kuyunun sonunu gözlemek gibi görünen koca bir belirsizlik.
Beynimizin evrimi belirsizlik değil düzen üzerine gelişmiştir. Bu yüzden beynimiz, en ufak bir belirsizlik geliştiğinde, kontrol dürtüsü kurcalandığı için panik moduna geçer ve stres hormonu üretmeye başlarız. Belirsizlik, bilinmezlik demektir ve beynimiz bilinmez olan, tanımlayamadığı her şeyden korkar. Çünkü beynimizin en temel işlevi bizi hayatta tutmak için gerekli olan süzgeci çalıştırmaktır. Bilinmeyen her şey beynimiz tarafından tehlike olarak işlenir. Hayatta kalma modu açıldığında beyin, geleceğin belirsizliğini sahte senaryolarla doldurmaya başlar ve sonucunda kaygı bozuklukları oluşur. Bugün global ölçekte artan kaygı bozukluklarının kökeninde, hayatın direksiyonunu kaybetme hissidir.
Pek çoğumuz her şeyi kontrol etmeye çalışarak ince analiz ve gelecek hesapları yapıyoruz. Her ihtimali hesaplayıp kaygımızı yatıştırmaya çalışırken hayatın doğal akışını kaçırıyoruz. Jungyen bir perspektifle baktığımızda bu yalnızca bir kontrol illüzyonudur. Hayatı bir makine gibi sürekli veri toplayarak, analiz ederek ve gerçekçi olmayan senaryolar üreterek yaşamamız mümkün değildir. Gerçek güç, belirsizliğin içindeki kaosta kendi merkezini bulabilmekte yatar. Mühim olan, bu belirsizliği yeni güzel olasılıkların doğabileceği bir evren olarak görüp, felaket senaryoları üretmek yerine evreni yıldızlarla doldurmaktır.
Dünya nereye giderse gitsin, gerçek düzeni kendi içimize dönerek bulabiliriz ancak. Gerçek kalemiz, iç düzenimizdir. Dışarıdaki gürültü arttıkça, en çok özlediğimiz şey ruhumuzun derinliklerindeki sessizliktir.
Hadi bugün kendiniz için güzel bir şey yapın. Kontrol edemediğiniz ne varsa bugünlük onun üzerinde düşünmeyi bırakın ve kendinizi hayatın doğal akışına salın. Bugünlük elinizde olana şükredin ve gelecek kaygısının oluşturduğu o sahte felaket senaryolarına kulak asmadan sadece nefes ve niyetinize odaklanın. Unutmayın, dünyayı değiştirecek ilk adım, bireyin değişmesidir.