SON DAKİKA
Hava Durumu

Bitmiş İlişkilerin Mezarlığı

Yazının Giriş Tarihi: 16.02.2026 10:35
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.02.2026 10:38

Dünyanın en kalabalık mezarlıkları yerin altında değil, yaşayan şehirlerin semtlerinde, o ışığı hiç sönmeyen salonların içindedir. Bu mezarlıklarda toprak yoktur; orada sadece ruhsuz birliktelikler, artık birbirinin gözünün içine bakamayan çiftler ve derin bir sessizlik gömülüdür. Biz onlara dışarıdan "evli" ya da "beraber" diyoruz, oysa onlar aynı çatının altında birbirine teğet geçen iki yabancıdan başka bir şey değiller.

Bir ilişkiyi ayakta tutan şeyin sevgi olduğunu sanmak, modern bir yanılgıdır. Çoğu ilişkiyi ayakta tutan asıl kolon, sevgi değil, o amansız "yalnız kalma" korkusudur. İnsanoğlu, kendi içindeki o karanlık boşlukla yüzleşmektense, kendisine hiç ait olmayan bir tenin gölgesinde üşümeyi tercih eder. "Kim uğraşacak şimdi yeniden başlamakla?" ya da "Bu yaştan sonra kim beni ne yapsın?" cümleleri, aslında birer teslimiyet bayrağıdır. Alışkanlık, bir uyuşturucu gibidir; size sahte bir güven hissi verirken, ruhunuzu yavaş yavaş kemirir. Sonunda öyle bir noktaya gelinir ki, kişi partnerine değil, partnerinin hayatındaki kapladığı o "boşluğa" bağımlı hale gelir.

Bitmiş evliliklerin en sarsılmaz kalkanı hep aynıdır: "Çocuklar için katlanıyorum." Bu cümle, ilk bakışta kutsal bir fedakarlık gibi görünse de aslında bir çocuğa yapılabilecek en büyük kötülüğün itirafıdır. Çocuklar, ebeveynlerinin arasındaki o buz gibi soğukluğu, sahte gülümsemeleri ve sessiz çığlıkları en saf haliyle hissederler. Bir çocuğa "sevgi" diye sunulan şey, iki yabancının aynı masada birbirine çarpan mutsuzluğuysa; o çocuk yarın kendi hayatında da mutsuzluğu "normal" sanacaktır. Onları kurtardığınızı sanırken, aslında onları kendi mezarlığınızın bekçisi yapıyorsunuz.

Gece olup ışıklar söndüğünde, o geniş yataklar dünyanın en uzak iki kıtasına dönüşür. Aradaki mesafe sadece birkaç santimdir ama duygusal uzaklık fersah fersah ötededir. Sırt sırta dönüldüğünde hissedilen o ağır boşluk, aslında bir yasın ilanıdır: Ölen bir aşkın, biten bir heyecanın ve artık birbirine söyleyecek sözü kalmamış iki insanın yası. Bu yataklarda artık hayaller kurulmaz, sadece ertesi günün rutinleri sayıklanır.

Gerçek şu ki; bir ilişkiyi bitirmek, o ilişkiyi ölü bir şekilde sürdürmekten çok daha büyük bir cesaret ister. Toplumun "boşanmış" ya da "yalnız" etiketinden korktuğumuz kadar, kendi hayatımızı boşa harcamaktan korkmuyoruz. Oysa bitmiş bir ilişkiyi sürdürmek, canlı bir bedeni bir kadavraya zincirlemekle eşdeğerdir.

Kendi karanlığından korkan, yetersizlik şemasıyla boğuşan ve "elalem ne der" prangasıyla yaşayan herkes için bu yaz bir uyanış çağrısı olsun. Sevgi bittiğinde geriye kalan alışkanlık, bir liman değil, bir hapishanedir. Ve o hapishanenin kapısı aslında hiç kilitli değildir; sadece kapıyı açıp o soğuk ama özgür rüzgarla yüzleşecek cesaretiniz var mı, mesele budur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.