Cam Tavan Değil, Beton Barikat: Vitrin Süsü Olmayı Reddeden Kadınlar
Yazının Giriş Tarihi: 27.04.2026 11:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.04.2026 11:53
Bugün, modernleşme masallarının ardına saklanmış o "yüce" toplumumuzda kadının yerini konuşalım. Ama hayır, o alışık olduğunuz "kadın bir çiçektir", "cennet anaların ayakları altındadır" türünden bayat ve uyuşturucu romantizmden bahsetmeyeceğim. Çünkü biliyoruz ki, kadınları çiçeğe benzetenler, onları saksıya hapsedip sadece kendi istedikleri yöne doğru büyütmek isteyenlerdir.
Artık gerçekleri masaya, hem de en sert haliyle vurma vaktidir: Kadının toplumdaki yeri, hala erkeğin izin verdiği, lütfettiği ve sınırlarını çizdiği o daracık oyun alanından ibaret görülmek isteniyor.
Kadın "Eşit" Değil, "Yedek Oyuncu" mu?
Yüzyıllardır süregelen o meşhur "ataerkil pazarlık" bugün sadece form değiştirdi. Dün sokakta istenmeyen kadın, bugün plazalarda, meclislerde, sahalarda; ama bir şartla: Erkekleşerek ya da erkeği rahatsız etmeyerek. Eğer bir kadın başarılıysa, "erkek gibi kadın" denilerek onore(!) ediliyor. Eğer bir kadın sesini yükseltiyorsa "histerik" damgası yiyor. Kendi bedenine, kararlarına ve geleceğine sahip çıkmak istediğinde ise toplumun o görünmez ama buz gibi soğuk duvarına çarpıyor.
Sormak lazım: Sizin kutsal aile dediğiniz yapı, neden sadece kadının fedakarlığı, suskunluğu ve görünmez emeği üzerine inşa ediliyor? Neden "ev işi" denilen o devasa yük, kadının doğuştan gelen kaderiymiş gibi pazarlanıyor?
Bize dayatılan o "makbul kadın" kalıplarını artık çöpe atıyoruz. Toplumun bizden beklediği o sessiz, uyumlu ve her şeye "eyvallah" diyen figürler olmayacağız. Bir kadının değeri; kimin eşi, kimin annesi ya da kimin kızı olduğuyla ölçülemez. Kadın; bir ek, bir tamamlayıcı veya bir vitrin süsü değildir. Kadın, bu hayatın öznesi, kurucusu ve ta kendisidir.
Provokatif mi geliyoruz? Evet. Çünkü sarsılmayan bir zihniyet, nezaketle değişmez. Sokakları gece de gündüz de özgürce adımladığımızda, kahkahamızın desibeli kimseyi ilgilendirmediğinde ve meclis sıralarının yarısında kadınların kararlı sesleri yankılandığında bu kavga bitmiş olacak.
Bizim yerimiz, bize lütfedilen o "pembe koltuklar" değil. Bizim yerimiz; yönetenlerin kürsüleri, laboratuvarların en derin noktaları, mühendislik projelerinin en tepesi ve kendi özgür dünyamızın tam merkezidir.
Kadınlar artık sadece masada yer istemiyor; o masayı yeniden kuruyor. Ve bu yeni düzende, sizin o paslanmış cinsiyet rollerinize, "kadın kısmı" ile başlayan cümlelerinize ve sahte korumacılığınıza yer yok. Bizler cam tavanları kırmakla kalmıyoruz; o tavanları başınıza yıkmaya geliyoruz.
Çünkü özgürlük, verilmez; söküle söküle alınır. Ve emin olun, o gün sandığınızdan çok daha yakın.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İrem Sönmezoğlu
Cam Tavan Değil, Beton Barikat: Vitrin Süsü Olmayı Reddeden Kadınlar
Bugün, modernleşme masallarının ardına saklanmış o "yüce" toplumumuzda kadının yerini konuşalım. Ama hayır, o alışık olduğunuz "kadın bir çiçektir", "cennet anaların ayakları altındadır" türünden bayat ve uyuşturucu romantizmden bahsetmeyeceğim. Çünkü biliyoruz ki, kadınları çiçeğe benzetenler, onları saksıya hapsedip sadece kendi istedikleri yöne doğru büyütmek isteyenlerdir.
Artık gerçekleri masaya, hem de en sert haliyle vurma vaktidir: Kadının toplumdaki yeri, hala erkeğin izin verdiği, lütfettiği ve sınırlarını çizdiği o daracık oyun alanından ibaret görülmek isteniyor.
Kadın "Eşit" Değil, "Yedek Oyuncu" mu?
Yüzyıllardır süregelen o meşhur "ataerkil pazarlık" bugün sadece form değiştirdi. Dün sokakta istenmeyen kadın, bugün plazalarda, meclislerde, sahalarda; ama bir şartla: Erkekleşerek ya da erkeği rahatsız etmeyerek. Eğer bir kadın başarılıysa, "erkek gibi kadın" denilerek onore(!) ediliyor. Eğer bir kadın sesini yükseltiyorsa "histerik" damgası yiyor. Kendi bedenine, kararlarına ve geleceğine sahip çıkmak istediğinde ise toplumun o görünmez ama buz gibi soğuk duvarına çarpıyor.
Sormak lazım: Sizin kutsal aile dediğiniz yapı, neden sadece kadının fedakarlığı, suskunluğu ve görünmez emeği üzerine inşa ediliyor? Neden "ev işi" denilen o devasa yük, kadının doğuştan gelen kaderiymiş gibi pazarlanıyor?
Bize dayatılan o "makbul kadın" kalıplarını artık çöpe atıyoruz. Toplumun bizden beklediği o sessiz, uyumlu ve her şeye "eyvallah" diyen figürler olmayacağız. Bir kadının değeri; kimin eşi, kimin annesi ya da kimin kızı olduğuyla ölçülemez. Kadın; bir ek, bir tamamlayıcı veya bir vitrin süsü değildir. Kadın, bu hayatın öznesi, kurucusu ve ta kendisidir.
Provokatif mi geliyoruz? Evet. Çünkü sarsılmayan bir zihniyet, nezaketle değişmez. Sokakları gece de gündüz de özgürce adımladığımızda, kahkahamızın desibeli kimseyi ilgilendirmediğinde ve meclis sıralarının yarısında kadınların kararlı sesleri yankılandığında bu kavga bitmiş olacak.
Bizim yerimiz, bize lütfedilen o "pembe koltuklar" değil. Bizim yerimiz; yönetenlerin kürsüleri, laboratuvarların en derin noktaları, mühendislik projelerinin en tepesi ve kendi özgür dünyamızın tam merkezidir.
Kadınlar artık sadece masada yer istemiyor; o masayı yeniden kuruyor. Ve bu yeni düzende, sizin o paslanmış cinsiyet rollerinize, "kadın kısmı" ile başlayan cümlelerinize ve sahte korumacılığınıza yer yok. Bizler cam tavanları kırmakla kalmıyoruz; o tavanları başınıza yıkmaya geliyoruz.
Çünkü özgürlük, verilmez; söküle söküle alınır. Ve emin olun, o gün sandığınızdan çok daha yakın.