SON DAKİKA
Hava Durumu

Gerçekleri Neden Sevmiyoruz?

Yazının Giriş Tarihi: 16.02.2026 10:14
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.02.2026 10:17

İnsanlık tarihi boyunca ışık, hep bilginin ve uyanışın sembolü olmuştur. Ancak bugün, modernitenin parlak neon ışıkları altında yaşayan bizler, paradoksal bir şekilde karanlığa aşığız. Çünkü gerçek, zifiri karanlıkta parlayan o çıplak ve soğuk ışığa benzer; gözlerimizi kamaştırır, canımızı yakar ve en önemlisi, bizi o çok sevdiğimiz konfor alanlarımızdan feragat etmeye zorlar. Bu ülkede gerçek, her zaman "rahatsız edici" bir misafir muamelesi görür.
Çocukluktan itibaren kulaklarımıza fısıldanan o uğursuz ninnidir bu: "Konuşma, başın derde girer." Bu cümle, sadece bir güvenlik uyarısı değil, toplumsal bir sansür mekanizmasının temel taşıdır. Bizler, gerçekleri söylemenin bir erdem değil, bir "arıza" olarak görüldüğü bir kültürde büyüyoruz. Skandallar patlak verdiğinde, dosyalar ortalığa döküldüğünde ilk refleksimiz adaleti aramak değil, o dosyayı kimin, neden açtığını sorgulamak oluyor. Gerçeğin kendisinden ziyade, gerçeği söyleyenin motivasyonuna odaklanmak, yüzleşememenin en etkili savunma mekanizmasıdır.
Eskiden sansür, devletin demir yumruğuyla gelirdi; şimdi ise "iptal kültürü" dediğimiz, toplumun kendi kendine ördüğü dijital duvarlarla geliyor. Kendi mahallemizin sınırlarını ihlal eden her gerçek, anında linç ve dışlanma ile cezalandırılıyor. Gerçekler, yankı odalarımızdaki huzuru bozduğu an "yalan" veya "provokasyon" etiketini yiyor. Oysa Carl Jung’un belirttiği gibi, gölgemizle yüzleşmediğimiz sürece o gölge hayatımızı yönetir ve biz buna "kader" deriz. Toplumsal gölgemizle, yani örtbas edilen istismarlarla, sümen altı edilen yolsuzluklarla ve "aile içinde olur" denilen şiddetle yüzleşmediğimiz her an, o gölge geleceğimizi yutmaya devam ediyor.

Neden gerçekleri sevmiyoruz? Çünkü gerçek, sorumluluk getirir. Bir skandalı öğrendiğinizde artık "bilmiyorum" diyemezsiniz; bilmek, eyleme geçmeyi veya en azından o ağır vicdan azabıyla yaşamayı gerektirir. Bizler ise uyuşmayı, uyanmaya tercih ediyoruz. Ancak unutulmamalıdır ki; karanlıktan korkan bir toplum, sadece kendi yarattığı canavarlara yem olur.
Gerçek, bu topraklarda hep rahatsız edici bulundu ve belki de bir süre daha bulunmaya devam edecek. Ancak karanlığı yırtacak olan şey, o "rahatsız edici" seslerin çoğalmasıdır. Başımızın derde girmesinden korktuğumuz sürece, başımız o derdin içinden asla çıkmayacak.
Kendi karanlığından korkmayan, gölgesiyle el sıkışabilen ve gerçeğin o buz gibi serinliğinde titremeyi göze alanların sabahı yakındır. Diğerleri için ise gece, sonsuza dek sürecek bir illüzyondan ibaret kalacaktır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.