SON DAKİKA
Hava Durumu

Kolektif Gölgenin Pençesinde: Gençliğini Kurban Eden Bir Toplum

Yazının Giriş Tarihi: 23.02.2026 15:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.02.2026 15:17

Bugün bu ülkede sokaklara baktığınızda sadece binalar, trafik veya kalabalık görmüyorsunuz. Aslında devasa bir "Kolektif Gölge" ile burun buruna yaşıyoruz. Carl Jung, insanın kabul etmek istemediği, bastırdığı, karanlıkta bıraktığı tüm özelliklerine "gölge" derdi. Toplumlar da tıpkı bireyler gibidir; kendi başarısızlıklarını, adaletsizliklerini ve çürümüşlüklerini halının altına süpürdükçe, o gölge büyür ve sonunda tüm evi istila eder. Şu an Türkiye’nin en büyük gölgesi, odasında sessizce oturan o "Ev Genci"dir.

Liyakatsizlik, bu toplumun dürüstlükle olan bağını kopardığı noktadır. Bir gencin yıllarca emek verip dirsek çürütmesi, bir mülakat odasında "tanıdığı olmadığı" için elenmesi sadece bir istihdam sorunu değildir. Bu, liyakati katledenlerin kendi yetersizliklerini, yani gölgelerini, sistemin tepesine dikmesidir.

Eğer bir yerde yetenek değil de "biat" ödüllendiriliyorsa, orada kolektif bir yalan yaşanıyor demektir. Kendi yetersizliğini bir makamın arkasına saklayan her yönetici, aslında toplumun üzerine o karanlık gölgeyi biraz daha yayıyor. Gençler ise bu aynaya baktıklarında kendilerini değil, sistemin kirli yüzünü görüyorlar.

Jung der ki; "Işığa bakarak değil, karanlığın farkına vararak aydınlanılır." Bizim zeki çocuklarımız, bizim parlak beyinlerimiz bugün valizlerini topluyorsa; bu bir "macera arayışı" değil, bu karanlıktan kaçıştır.

Beyin göçü, bu ülkenin ruhunun parça parça sökülüp gitmesidir. Giden her mühendis, her doktor, her sanatçı aslında bizim "kolektif ışığımızdan" bir parçayı alıp götürüyor. Geriye ise sadece kendi gölgesiyle kavga eden, liyakati unutan, vasatlığın kutsandığı bir tortu kalıyor. Gitmek zorunda kalan genç, aslında şu mesajı veriyor: "Sizin karanlığınızda nefes alamıyorum."

Peki ya gidemeyenler? O "Ev Genci" dediğimiz kitlesel yalnızlık... Onlar, bu toplumun bastırılmış vicdanıdır. Kütüphane köşelerinde, baba eline bakan o mahcup bakışlarda aslında hepimizin suç ortaklığı var. Onları işsizliğe değil, umutsuzluğa mahkum ettik. Sosyal medya ekranlarından başkalarının "sahte" ve "parlak" hayatlarını izlerken, kendi gerçekliklerinin ağırlığı altında eziliyorlar.

Bu çürümeden kurtulmanın tek yolu, o devasa kolektif gölgeyle yüzleşmektir. Liyakati bir "lütuf" değil, bir "hak" olarak görmediğimiz sürece; "bizden olanı" değil "ehil olanı" seçmediğimiz sürece bu karanlık dağılmayacak.

Gençlerin hayallerini mülakat masalarında kurban eden bir sistem, kendi geleceğini de ipe götürür. Unutmayın, gölgeyi beslemek sadece karanlığı büyütür. Artık ışığı tutmanın, aynaya bakmanın ve bu çocukların çalınan hayatlarının hesabını sormanın vaktidir. Çünkü bir ülke, gençlerinin gözündeki fer söndüğünde, aslında çoktan karanlığa gömülmüştür.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.