SON DAKİKA
Hava Durumu

Kutsal Bir Pranga: "Saygı" Ambalajlı Kuşak Taşınmazları

Yazının Giriş Tarihi: 24.03.2026 09:53
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.03.2026 09:57

Türkiye’de modern aile yapısının üzerine titrediği o en dokunulmaz, en "kutsal" kavramı bugün masaya yatırıyoruz: Saygı. Ancak bu kelime, bizim coğrafyamızda bir erdemden ziyade, nesiller boyu aktarılan bir sessizlik yeminine, bireyi yok eden bir itaat sözleşmesine dönüşmüş durumda. En büyük yalanlar, en kutsal kelimelerin arkasına saklanır; "anne-babaya saygı" da bu yalanların en görkemli olanıdır.
Gelin, o "huzurlu aile" tablolarınızın arkasındaki bastırılmış öfkeyle ve "saygı" kılıfına sarılmış duygusal şiddetle yüzleşelim.
Bir çocuk bu topraklarda büyürken alfabeden önce üç zehirli dersi ezberler: Bir; "büyüklere laf söylenmez", yani düşünme. İki; "ne kadar ezilirsen o kadar iyi evlat olursun", yani karakterini yok et. Üç; "annen-baban sana ne yaptıysa, sen de aynısını yapacaksın", yani bu çürümüş geleneği sürdür.
Biz bu dersleri öyle bir içselleştirdik ki, artık maruz kaldığımız travmalarla övünür hale geldik. Kahve sohbetlerinde, "Babam kaşını kaldırdı mı susardık," ya da "Annem bir bakardı, hayallerimizden vazgeçerdik," cümleleri birer zafer narası gibi atılıyor. Sanki karakterimizdeki bu yaralar birer madalyaymış gibi göğsümüz kabarıyor. Oysa o an, içinizdeki o ezilmiş çocuk, kendi evladınızın omuzlarına çoktan çökmüş durumdadır. Kendinizle yüzleşemediğiniz her acıyı, çocuğunuza "miras" diye bırakıyorsunuz.
Bugün ebeveynlerin çoğu, saygıyı korkuyla karıştırmış durumdadır. "Ben dayak yedim de adam oldum" diye övünen zihniyet, aslında "Ben travmamı normalleştirdim ve şimdi aynısını sana satıyorum" demektedir. Hayır efendim, dayak yiyerek adam olmadınız; sadece otorite karşısında sinmeyi, duygularınızı gömmeyi ve "hayır" demenin bir suç olduğunu öğrendiniz. Şimdi ise aynı "taşlaşmış" ruhu, evlatlarınıza "edep" diye pazarlıyorsunuz.
Genç kuşak "saygı" kelimesini duyunca neden irkiliyor sanıyorsunuz? Çünkü bu kelime onlar için yıllarca "hayal kurma", "farklı olma" ve "kendi yolunu çizme" eylemlerinin önünde duran bir sopa olarak kullanıldı. Siz o sopayı "sevgi" diye yutturmaya çalıştınız ama yeni nesil bu bayat yalanı yutmuyor. İyi ki de yutmuyorlar. Gerçek saygı, eşitlikten ve şeffaflıktan doğar; korkuyla beslenen her bağ, ilk fırsatta kopmaya mahkum bir zincirdir.
Bir ebeveynin çocuğuna yapabileceği en büyük saygısızlık, kendi bastırılmış öfkesini ve korkularını ona "gelenek" diye dayatmaktır. "Ben zamanında sustum, o da sussun" mantığı, bir ebeveynlik stratejisi değil, narsistik bir intikam alma biçimidir. Eğer çocuğunuz size "hayır" diyemiyorsa, size saygı duyduğu için değil, sizden çekindiği için susuyordur. Ve korkudan doğan sessizlik, en büyük saygısızlıktır.
Gerçekten saygı duyulmayı hak eden bir ebeveyn olmak istiyorsanız; önce o "büyüğüm" kibrinden sıyrılmanız gerekir. Kendi gölgenizle, vaktiyle annenize veya babanıza söyleyemediğiniz o "yeter" çığlığıyla yüzleşmek zorundasınız. Kendi cesaretsizliğinizin faturasını, çocuklarınızın hayallerine kesemezsiniz.
Zamanı geldi. "Saygı" maskesi altında çocuklarımızı ezen, onların sesini kısan ve ruhlarını taşlaştıran bizler olduğumuzu kabul etmeliyiz. Bir çocuğun size boyun eğmesi bir başarı değil, sizin başarısızlığınızdır.
Gerçek aydınlanma, evladınızın gözlerinin içine bir "iktidar sahibi" olarak değil, bir "insan" olarak bakabildiğinizde başlar. Ancak gölgenizle yüzleşip o zehirli mirası reddettiğinizde, gerçekten saygı duyulan birer ebeveyn olabilirsiniz. Sadece yaşınız büyük olduğu için değil; dürüst, cesur ve gerçek bir insan olduğunuz için.
Aksi takdirde, sadece kendi travmalarını kutsayan ve geleceği kendi karanlığına mahkûm eden birer "gelenek bekçisi" olarak kalmaya devam edeceksiniz.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.