SON DAKİKA
Hava Durumu

"Normal"in Karanlık Yüzü

Yazının Giriş Tarihi: 16.02.2026 09:20
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.02.2026 09:31

Dünya, bize "normal" adı altında bir paket sunar; daha kundağımızdayken üzerimize giydirilen bu paket, dilden davranışa, başarıdan fedakarlığa kadar her şeyi önceden tanımlar. Ancak bu paketin ambalajını yırtıp içeriye o soğuk, elektrik mavisi ışığı tuttuğumuzda gördüğümüz şey bambaşkadır. Bize normal diye öğretilenlerin çoğu, aslında yüzyıllardır biriken, rafine edilmiş bir cinsiyetçiliğin tortusudur. Carl Gustav Jung’un "Persona" dediği o toplumsal maskeler, bizi sevsinler ve onaylasınlar diye takındığımız yüzlerden ibarettir. Kadınlar için bu maske; uysallık ve sonsuz bir bakım verme zorunluluğuyla boyanmışken, erkekler için duyguların yasaklandığı sert bir zırha dönüşür.
"Erkekler ağlamaz" diyerek bir cinsiyetin şefkatini ve kederini gölgeye iten sistem, aslında erkeği kendi insani hakikatine yabancılaştırır. Duyguları yasaklanan erkek, bu sessizliği çoğu zaman kontrol edilemez bir öfkeyle dışa vurur; çünkü ağlaması yasak olanın, yakıp yıkması toplumca garip bir şekilde "normal" karşılanır. Sistemin en karanlık odasında ise sessiz kalmaya zorlanan çocukların çığlıkları yankılanır. "Aile içinde olur öyle şeyler" ya da "kol kırılır yen içinde kalır" gibi deyimlerle normalleştirilen kalıplar, şiddetin ve istismarın en güvenli sığınağıdır. Aileyi bir kurum olarak kutsallaştırırken bireyi yok sayan bu zihniyet, çocuğun sesini karanlığa hapseder. Bir çocuğun imdadını "aile mahremiyeti" perdesiyle örtmek, toplumsal bir suçun görünmez ortağı olmaktır.
Kadın ise bu düzenin içinde çoğu zaman bir bireyden ziyade, taşınması gereken veya başkalarının yükünü taşıyan bir figür olarak konumlandırılır. Ev içi düzenin tüm yükü kadının "doğal" göreviymiş gibi sunulurken, kendi hayallerinin peşinden giden kadınlara aileye "yük" olduğu hissettirilir. Kadının başarısı bir lütuf, varlığı ise bir hizmet alanı olarak görüldüğü müddetçe bu gizli cinsiyetçilik ruhlarımızı kemirmeye devam edecektir. Gölgemizde biriken bu bastırılmış öfke, yasaklanmış gözyaşları ve susturulmuş çocukluklar, yetişkinliğimizde bizi devasa bir "yetersizlik" labirentine hapseder.
Asıl uyanış, bize dayatılan bu şablonları reddettiğimizde başlar. Kendi gölgemizle tanışmak; kadına yakıştırılmayan o hırçın iradeyi ve erkeğe yasaklanan o şifacı gözyaşını gün yüzüne çıkarmaktır. Sessizlik bir erdem değil, bir hapishanedir. "Normal" olan, başkalarının çizdiği sınırlarda mülteci gibi yaşamak değil; kendi karanlığının içinde, kendi ışığınla bir kutup yıldızı gibi parlamaktır. Bizler, gölgemizi kucaklayıp o sessiz kalmaya zorlanmış çocukla el ele verdiğimizde, hiçbir toplumsal tanıma sığmayacak kadar özgür ve bütün bir ruha dönüşürüz.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.