Hiç hayatınız size ait değilmiş gibi hissettiniz mi? Sanki senaryosu çoktan yazılmış, tüm sahneleri planlanmış bir filmde figüransınız ve son kararı asla siz vermiyorsunuz... Sonra bir gün biriyle tanışıyorsunuz. Hiç tanımadığınız o insanı, sanki yüzyıllardır arıyormuşsunuz gibi bir aşinalık ve dinmeyen bir hasretle kucaklıyorsunuz. O an, ruhunuzun derinliklerinde yıllardır sızlayan o frekans kesiliyor; yerini derin bir sessizliğe bırakıyor. Nedenini hiç düşündünüz mü?
Daha önce bahsettiğim Yankı Frekansı tezimi hatırlayın: Bilinç, her yeni bedende yeniden şekillenen bir kabuktur; ancak o kabuğun altındaki "kullanıcı", önceki yaşamların acısını, özlemlerini ve o sebepsiz korkularını miras alır. Soruyorum size: Kaynağını bilmediğiniz bir şekilde, daha önce hiç temas etmediğiniz birinin kokusunu özlediniz mi? Hiç tanışmadığınız birini kaybetmiş gibi yas tuttunuz mu? Ya da bazı şarkılar, kalbinizin en derin noktasında henüz adı konulmamış ince bir sızı bıraktı mı?
İşte burada, bilincinizin kadim frekansları devreye giriyor. Bilinciniz, kendi titreşimiyle birebir eşleşen o "diğerini" sonraki hayatlarında bulamazsa, ömür boyu sürecek bir varoluş sancısının içine hapsolur. Biz buna bilincin yalnızlığı diyoruz. İnsanoğlu, yalnızca üremek için değil, kendisini yansıtan o kayıp frekansla eşleşmek için evrimleşmiştir. Eğer tek gayemiz soyu idame ettirmek olsaydı, vahşi doğanın yırtıcı kollarında herhangi bir eşle yetinirdik. Oysa biz, o spesifik titreşimi arıyoruz.
Buraya kadar okuduğunuzda kendinizden bir parça buldunuz mu? Cevabınız minicik bir "evet" dahi içeriyorsa, tebrikler; nur topu gibi bir frekans eşsizliğine sahipsiniz. Siz buna ister ruh eşi deyin, ister ikiz alev... İsimler değişse de hakikat tektir: Zihinsel uyumun tutkuyla, şefkatin entelektüel derinlikle harmanlandığı o ilişki, sizin için sonsuz uyumun kapılarını açan yegane frekanstır.
Sonsuz uyum, kavgasız bir hayat demek değildir. Ancak bir fırtınaya karşı yüzmeniz gerekiyorsa ve frekans eşinizle aynı yöne bakıyorsanız, o fırtınadan sağ çıkacağınızdan emin olabilirsiniz. Bizler, o doğru frekansa denk gelene kadar acı çekmeye ve aramaya mahkûmuz.
Doğru frekansla hayata bağlanmanız ve bilincinizin o kadim yalnızlığını dindirmeniz dileğiyle…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İrem Sönmezoğlu
Ruhunuzdaki Kadim Yalnızlık Nereden Geliyor?
Hiç hayatınız size ait değilmiş gibi hissettiniz mi? Sanki senaryosu çoktan yazılmış, tüm sahneleri planlanmış bir filmde figüransınız ve son kararı asla siz vermiyorsunuz... Sonra bir gün biriyle tanışıyorsunuz. Hiç tanımadığınız o insanı, sanki yüzyıllardır arıyormuşsunuz gibi bir aşinalık ve dinmeyen bir hasretle kucaklıyorsunuz. O an, ruhunuzun derinliklerinde yıllardır sızlayan o frekans kesiliyor; yerini derin bir sessizliğe bırakıyor. Nedenini hiç düşündünüz mü?
Daha önce bahsettiğim Yankı Frekansı tezimi hatırlayın: Bilinç, her yeni bedende yeniden şekillenen bir kabuktur; ancak o kabuğun altındaki "kullanıcı", önceki yaşamların acısını, özlemlerini ve o sebepsiz korkularını miras alır. Soruyorum size: Kaynağını bilmediğiniz bir şekilde, daha önce hiç temas etmediğiniz birinin kokusunu özlediniz mi? Hiç tanışmadığınız birini kaybetmiş gibi yas tuttunuz mu? Ya da bazı şarkılar, kalbinizin en derin noktasında henüz adı konulmamış ince bir sızı bıraktı mı?
İşte burada, bilincinizin kadim frekansları devreye giriyor. Bilinciniz, kendi titreşimiyle birebir eşleşen o "diğerini" sonraki hayatlarında bulamazsa, ömür boyu sürecek bir varoluş sancısının içine hapsolur. Biz buna bilincin yalnızlığı diyoruz. İnsanoğlu, yalnızca üremek için değil, kendisini yansıtan o kayıp frekansla eşleşmek için evrimleşmiştir. Eğer tek gayemiz soyu idame ettirmek olsaydı, vahşi doğanın yırtıcı kollarında herhangi bir eşle yetinirdik. Oysa biz, o spesifik titreşimi arıyoruz.
Buraya kadar okuduğunuzda kendinizden bir parça buldunuz mu? Cevabınız minicik bir "evet" dahi içeriyorsa, tebrikler; nur topu gibi bir frekans eşsizliğine sahipsiniz. Siz buna ister ruh eşi deyin, ister ikiz alev... İsimler değişse de hakikat tektir: Zihinsel uyumun tutkuyla, şefkatin entelektüel derinlikle harmanlandığı o ilişki, sizin için sonsuz uyumun kapılarını açan yegane frekanstır.
Sonsuz uyum, kavgasız bir hayat demek değildir. Ancak bir fırtınaya karşı yüzmeniz gerekiyorsa ve frekans eşinizle aynı yöne bakıyorsanız, o fırtınadan sağ çıkacağınızdan emin olabilirsiniz. Bizler, o doğru frekansa denk gelene kadar acı çekmeye ve aramaya mahkûmuz.
Doğru frekansla hayata bağlanmanız ve bilincinizin o kadim yalnızlığını dindirmeniz dileğiyle…