Sokakta, trafikte, sosyal medyada... Her yerde bir öfke bulutu hakim. Hatta öyle ki artık bulutun yoğunluğundan birbirimizi göremez olduk. En ufak bir hatada patlamaya hazır, kılıcını kalkanını kuşanmış bir toplum haline geldik. Nezaket ise artık sanki modası geçmiş bir kelime ya da zayıflık emaresi haline geldi. Oysa bir bilinçaltı uzmanı olarak biliyorum ki; nezaket, bir başkasından ziyade kendi ruhumuzu sardığımız bir şifa alanıdır.
Neden bu kadar sertleştik? Jung'un perspektifinden bakarsak, aşırı öfke ve kabalık aslında derin bir korku ve güvensizlik belirtisidir. Bilinçaltımız dünyayı tehlikeli bir yer diye kodladığında, "İlk darbeyi vurmalıyım!" diyerek bir savunma kalkanı oluşturur. Yani dışarıya saçtığımız o sertlik, aslında içimizdeki yaralı çocuğun korunma refleksidir. Ancak bu kalkan, bizi korurken aynı zamanda yalnızlaştırır da. Hepimizin içinde bastırılmış bir öfke, yani bir gölge var. Günlük hayatta bastırdığımız tüm o hayal kırıklıklarımız, direksiyonun başında hiç tanımadığımız birine bağırırken ya da bir klavye önünde hiç tanımadığımız birini eleştirirken serbest kalıyor. Bu, geçici bir deşarj sağlasa da toplumsal dokuyu zedeliyor ve bizi kolektif bir huzursuzluğa hapsediyor.
Gerçek güç, öfkeyi kontrolsüzce dışarı salmak değildir. O öfkenin kaynağını anlayıp onu nezakete dönüştürebilmektir. Birine "Günaydın" demek, trafikte yol vermek ya da bir teşekkürü esirgememek sadece karşı tarafı mutlu etmez. Beynimizdeki stres hormonlarını azaltır ve bilinçaltımıza şu güvenli mesajı gönderir: "Dünya o kadar da korkunç bir yer değil."
Hadi, gelin bugün sizinle bir adım atalım. Bugün, hiç tanımadığınız birine içten bir gülümseme borçlanın. Haklı olduğunuz bir tartışmada nezaketle kendinizi ifade etmeyi deneyin. Göreceksiniz ki; siz yumuşadıkça, dünya sizin için daha yaşanabilir bir hale gelecek. Unutmayın; nezaket kalbin en zarif direniş halidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İrem Sönmezoğlu
Sert Dünyanın Yumuşak Gücü
Sokakta, trafikte, sosyal medyada... Her yerde bir öfke bulutu hakim. Hatta öyle ki artık bulutun yoğunluğundan birbirimizi göremez olduk. En ufak bir hatada patlamaya hazır, kılıcını kalkanını kuşanmış bir toplum haline geldik. Nezaket ise artık sanki modası geçmiş bir kelime ya da zayıflık emaresi haline geldi. Oysa bir bilinçaltı uzmanı olarak biliyorum ki; nezaket, bir başkasından ziyade kendi ruhumuzu sardığımız bir şifa alanıdır.
Neden bu kadar sertleştik? Jung'un perspektifinden bakarsak, aşırı öfke ve kabalık aslında derin bir korku ve güvensizlik belirtisidir. Bilinçaltımız dünyayı tehlikeli bir yer diye kodladığında, "İlk darbeyi vurmalıyım!" diyerek bir savunma kalkanı oluşturur. Yani dışarıya saçtığımız o sertlik, aslında içimizdeki yaralı çocuğun korunma refleksidir. Ancak bu kalkan, bizi korurken aynı zamanda yalnızlaştırır da. Hepimizin içinde bastırılmış bir öfke, yani bir gölge var. Günlük hayatta bastırdığımız tüm o hayal kırıklıklarımız, direksiyonun başında hiç tanımadığımız birine bağırırken ya da bir klavye önünde hiç tanımadığımız birini eleştirirken serbest kalıyor. Bu, geçici bir deşarj sağlasa da toplumsal dokuyu zedeliyor ve bizi kolektif bir huzursuzluğa hapsediyor.
Gerçek güç, öfkeyi kontrolsüzce dışarı salmak değildir. O öfkenin kaynağını anlayıp onu nezakete dönüştürebilmektir. Birine "Günaydın" demek, trafikte yol vermek ya da bir teşekkürü esirgememek sadece karşı tarafı mutlu etmez. Beynimizdeki stres hormonlarını azaltır ve bilinçaltımıza şu güvenli mesajı gönderir: "Dünya o kadar da korkunç bir yer değil."
Hadi, gelin bugün sizinle bir adım atalım. Bugün, hiç tanımadığınız birine içten bir gülümseme borçlanın. Haklı olduğunuz bir tartışmada nezaketle kendinizi ifade etmeyi deneyin. Göreceksiniz ki; siz yumuşadıkça, dünya sizin için daha yaşanabilir bir hale gelecek. Unutmayın; nezaket kalbin en zarif direniş halidir.