Bir kadın kendini seçtiğinde, dünya bir anda değişmez belki. Sabah yine aynı sokaklar, aynı insanlar, aynı sorumluluklar vardır. Ama kadının iç dünyasında çok köklü bir kırılma yaşanır. Çünkü ilk kez başkalarının beklentilerinden önce kendi sesini duymaya başlar. Ve bu, sessiz ama devrim niteliğinde bir adımdır.
Kadınlar çoğu zaman kendilerini en sona bırakmayı öğrenerek büyür. Önce anne-baba, sonra eş, sonra çocuk, sonra iş, sonra çevre… “Ben” hep listenin en altındadır. Kendini seçmek bencillik gibi öğretilmiştir. Oysa bu, bir kadının kendi varlığını inkâr etmesinden başka bir şey değildir.
Bir kadın kendini seçtiğinde, ilk değişen şey suçluluk duygusudur. “Hayır” dediğinde içi sızlamaz artık. Herkese yetemeyeceğini kabul eder. Her şeye yetişmenin bir erdem olmadığını fark eder. Yorulmanın, durmanın, geri çekilmenin de bir hak olduğunu öğrenir.
Kendini seçen kadın, sınır çizmeyi öğrenir. Bu sınırlar sert değil, nettir. Kırıcı değil, koruyucudur. Artık başkalarının duygularını taşımak zorunda hissetmez. Herkesi mutlu etmenin kendi görevi olmadığını idrak eder. Bu farkındalık, kadının omuzlarından görünmez bir yükü alır.
İlişkiler de değişir. Kadın, kendini seçtiğinde daha az verir gibi görünür ama aslında daha gerçek verir. Kendini tüketerek değil, var olarak sevmeyi öğrenir. Onaylanmak için susmaz, kaybetmemek için katlanmaz. Kendisini küçülten bağlardan uzaklaşır; besleyen, büyüten ilişkileri seçer.
Beden de bu değişime eşlik eder. Yıllarca bastırılan duygular, bedende tutulmuştur çünkü. Kadın kendini seçtiğinde, beden ilk kez rahat bir nefes alır. Sürekli yorgunluk, sıkışma hissi, açıklanamayan huzursuzluklar yavaş yavaş anlam bulur. Çünkü beden, duyulmuştur.
Ruhsal düzeyde ise çok daha derin bir dönüşüm başlar. Kadın sezgilerine güvenmeye başlar. İç sesini bastırmak yerine dinler. Hayatla daha uyumlu, daha akışta hissetmeye başlar kendini. Kontrol etmeye çalışmak yerine, yönünü hissederek ilerler.
Toplum, kendini seçen kadından her zaman hoşlanmaz. Çünkü bu kadın artık yönetilmesi zor bir kadındır. Sessiz kalmaz, küçülmez, razı olmaz. Ama işin aslı şudur: Kendini seçen kadın kimseye karşı değildir. Sadece kendine sadıktır.
Ve belki de en önemlisi şudur: Kendini seçen bir kadın, bunu sadece kendisi için yapmaz. Çocuklarına, özellikle kız çocuklarına başka bir yol gösterir. “Kendin olabilirsin” der. “Sınır çizebilirsin” der. “Yorulabilirsin” der. Bu, nesiller arası aktarılan en güçlü şifadır.
Kadın kendini seçtiğinde;
Daha az susar.
Daha çok hisseder.
Daha net olur.
Daha gerçek yaşar.
Ve dünya, böyle kadınlarla yavaş yavaş iyileşir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem BAYAR
Kadın Kendini Seçtiğinde Ne Değişir?
Bir kadın kendini seçtiğinde, dünya bir anda değişmez belki. Sabah yine aynı sokaklar, aynı insanlar, aynı sorumluluklar vardır. Ama kadının iç dünyasında çok köklü bir kırılma yaşanır. Çünkü ilk kez başkalarının beklentilerinden önce kendi sesini duymaya başlar. Ve bu, sessiz ama devrim niteliğinde bir adımdır.
Kadınlar çoğu zaman kendilerini en sona bırakmayı öğrenerek büyür. Önce anne-baba, sonra eş, sonra çocuk, sonra iş, sonra çevre… “Ben” hep listenin en altındadır. Kendini seçmek bencillik gibi öğretilmiştir. Oysa bu, bir kadının kendi varlığını inkâr etmesinden başka bir şey değildir.
Bir kadın kendini seçtiğinde, ilk değişen şey suçluluk duygusudur. “Hayır” dediğinde içi sızlamaz artık. Herkese yetemeyeceğini kabul eder. Her şeye yetişmenin bir erdem olmadığını fark eder. Yorulmanın, durmanın, geri çekilmenin de bir hak olduğunu öğrenir.
Kendini seçen kadın, sınır çizmeyi öğrenir. Bu sınırlar sert değil, nettir. Kırıcı değil, koruyucudur. Artık başkalarının duygularını taşımak zorunda hissetmez. Herkesi mutlu etmenin kendi görevi olmadığını idrak eder. Bu farkındalık, kadının omuzlarından görünmez bir yükü alır.
İlişkiler de değişir. Kadın, kendini seçtiğinde daha az verir gibi görünür ama aslında daha gerçek verir. Kendini tüketerek değil, var olarak sevmeyi öğrenir. Onaylanmak için susmaz, kaybetmemek için katlanmaz. Kendisini küçülten bağlardan uzaklaşır; besleyen, büyüten ilişkileri seçer.
Beden de bu değişime eşlik eder. Yıllarca bastırılan duygular, bedende tutulmuştur çünkü. Kadın kendini seçtiğinde, beden ilk kez rahat bir nefes alır. Sürekli yorgunluk, sıkışma hissi, açıklanamayan huzursuzluklar yavaş yavaş anlam bulur. Çünkü beden, duyulmuştur.
Ruhsal düzeyde ise çok daha derin bir dönüşüm başlar. Kadın sezgilerine güvenmeye başlar. İç sesini bastırmak yerine dinler. Hayatla daha uyumlu, daha akışta hissetmeye başlar kendini. Kontrol etmeye çalışmak yerine, yönünü hissederek ilerler.
Toplum, kendini seçen kadından her zaman hoşlanmaz. Çünkü bu kadın artık yönetilmesi zor bir kadındır. Sessiz kalmaz, küçülmez, razı olmaz. Ama işin aslı şudur: Kendini seçen kadın kimseye karşı değildir. Sadece kendine sadıktır.
Ve belki de en önemlisi şudur: Kendini seçen bir kadın, bunu sadece kendisi için yapmaz. Çocuklarına, özellikle kız çocuklarına başka bir yol gösterir. “Kendin olabilirsin” der. “Sınır çizebilirsin” der. “Yorulabilirsin” der. Bu, nesiller arası aktarılan en güçlü şifadır.
Kadın kendini seçtiğinde;
Daha az susar.
Daha çok hisseder.
Daha net olur.
Daha gerçek yaşar.
Ve dünya, böyle kadınlarla yavaş yavaş iyileşir.