Bu soru son zamanlarda çok sık dolaşıyor zihnimizde.
Bir haber başlığında, bir sokak tartışmasında, bir sosyal medya yorumunda…
“İyi olmanın bedeli ağır” deniyor. “Bu ülkede iyi niyetin karşılığı kullanılıp atılmak.”
Peki gerçekten öyle mi?
Türkiye’de iyi insan olmak artık biraz sessiz olmayı gerektiriyor. Gösterişsiz, alkışsız, çoğu zaman fark edilmeden… Çünkü iyilik bağırmıyor, kendini ispatlamaya çalışmıyor. Hatta çoğu zaman kenarda duruyor. Ama bu, yok olduğu anlamına gelmiyor.
Bugün insanlar sert. Çünkü yorgunlar. Kırıcılar çünkü kırılmışlar. Güvensizler çünkü defalarca hayal kırıklığı yaşamışlar. Bu yüzden iyilik, bu topraklarda saflıkla karıştırılıyor. Oysa iyi olmak saf olmak değildir; bilinçli olmaktır. Sınır koyabilmek, “hayır” diyebilmek ve yine de kalbini karartmamaktır.
İyi insan olmak; herkese kapıyı açmak değil, doğru kişilere doğru yerden dokunabilmektir. Kendini ezdirmek değildir, vicdanını kaybetmemektir. Bugün en çok karıştırılan şey de bu zaten: İyilik ile güçsüzlük.
Türkiye’de iyi insan olmak zorlaştı çünkü sistem sertleştikçe insanlar da kabuk bağladı. Ama şunu unutmamak gerekir: Kabuk, içindeki özü korumak içindir. Her kabuk kalpsizlik değildir. Bazen sadece hayatta kalma biçimidir.
Sokakta hâlâ başkasının çocuğunu kendi çocuğu gibi kollayan kadınlar var. Tanımadığı birine çorba uzatan insanlar var. Kimse görmezken bile doğruyu yapmayı seçenler var. Bunlar manşet olmuyor belki ama bu ülkenin görünmeyen omurgası hâlâ ayakta.
İyi olmak bugün cesaret istiyor. Akıntıya kapılmamayı, “herkes böyle” dememeyi, kalabalığın karanlığına teslim olmamayı… Ve belki de en zoru: İyi kalırken sertleşmemeyi.
Çünkü iyilik yumuşak kalabilmektir. Ama kırılmadan.
Belki de mesele şu soruda düğümleniyor:
“Bu ülkede iyi insan olmak mümkün mü?” değil,
“Bu kadar şeye rağmen iyi kalmayı seçebilir miyiz?”
Cevap zor ama hâlâ umutlu:
Evet, mümkün.
Sessizce, azalarak belki… ama hâlâ mümkün.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem BAYAR
Türkiye’de İyi İnsan Olmak Hâlâ Mümkün mü?
Bu soru son zamanlarda çok sık dolaşıyor zihnimizde.
Bir haber başlığında, bir sokak tartışmasında, bir sosyal medya yorumunda…
“İyi olmanın bedeli ağır” deniyor. “Bu ülkede iyi niyetin karşılığı kullanılıp atılmak.”
Peki gerçekten öyle mi?
Türkiye’de iyi insan olmak artık biraz sessiz olmayı gerektiriyor. Gösterişsiz, alkışsız, çoğu zaman fark edilmeden… Çünkü iyilik bağırmıyor, kendini ispatlamaya çalışmıyor. Hatta çoğu zaman kenarda duruyor. Ama bu, yok olduğu anlamına gelmiyor.
Bugün insanlar sert. Çünkü yorgunlar. Kırıcılar çünkü kırılmışlar. Güvensizler çünkü defalarca hayal kırıklığı yaşamışlar. Bu yüzden iyilik, bu topraklarda saflıkla karıştırılıyor. Oysa iyi olmak saf olmak değildir; bilinçli olmaktır. Sınır koyabilmek, “hayır” diyebilmek ve yine de kalbini karartmamaktır.
İyi insan olmak; herkese kapıyı açmak değil, doğru kişilere doğru yerden dokunabilmektir. Kendini ezdirmek değildir, vicdanını kaybetmemektir. Bugün en çok karıştırılan şey de bu zaten: İyilik ile güçsüzlük.
Türkiye’de iyi insan olmak zorlaştı çünkü sistem sertleştikçe insanlar da kabuk bağladı. Ama şunu unutmamak gerekir: Kabuk, içindeki özü korumak içindir. Her kabuk kalpsizlik değildir. Bazen sadece hayatta kalma biçimidir.
Sokakta hâlâ başkasının çocuğunu kendi çocuğu gibi kollayan kadınlar var. Tanımadığı birine çorba uzatan insanlar var. Kimse görmezken bile doğruyu yapmayı seçenler var. Bunlar manşet olmuyor belki ama bu ülkenin görünmeyen omurgası hâlâ ayakta.
İyi olmak bugün cesaret istiyor. Akıntıya kapılmamayı, “herkes böyle” dememeyi, kalabalığın karanlığına teslim olmamayı… Ve belki de en zoru: İyi kalırken sertleşmemeyi.
Çünkü iyilik yumuşak kalabilmektir. Ama kırılmadan.
Belki de mesele şu soruda düğümleniyor:
“Bu ülkede iyi insan olmak mümkün mü?” değil,
“Bu kadar şeye rağmen iyi kalmayı seçebilir miyiz?”
Cevap zor ama hâlâ umutlu:
Evet, mümkün.
Sessizce, azalarak belki… ama hâlâ mümkün.