Eskiden zaman daha mı yavaştı?
Bunu sık sık kendime soruyorum. Belki sen de soruyorsundur. Çünkü günler akıp gidiyor ama biz sanki yerimizde sayıyoruz gibi…
Çocukken bir yaz tatili ne kadar uzun gelirdi hatırlıyor musun?
Bir gün, bir ömür gibiydi. Akşam olana kadar oynar, yorulur, sıkılır, yeniden heveslenirdik. Şimdi ise haftalar göz açıp kapayana kadar geçiyor.
Zaman mı hızlandı gerçekten?
Yoksa biz mi acele etmeye başladık?
Eskiden beklemek vardı.
Mektup beklemek, haber beklemek, akşam olmasını beklemek…
Şimdi her şey anında. Ama garip bir şekilde hiçbir şeye doyamıyoruz.
Bir şarkıyı baştan sona dinlerdik mesela.
Bir sohbet yarım kalmazdı.
Bir kahve soğuyana kadar oturulurdu.
Şimdi ise her şey arka planda… dinler gibi, konuşur gibi, yaşar gibi.
Soruyorum sana:
En son ne zaman hiçbir yere yetişme derdi olmadan bir anın içinde kaldın?
Belki de zaman yavaşlamadı, biz derinleşmeyi unuttuk.
Çünkü hız arttıkça temas azaldı.
Kendimizle, birbirimizle, hayatla…
Eskiden canımız sıkılırdı ve bu kötü bir şey sayılmazdı.
Şimdi canımız sıkılmasın diye sürekli bir şeylere bakıyoruz.
Ama ne kadar kaçarsak, o kadar yoruluyoruz.
Zaman aslında hâlâ aynı akıyor olabilir.
Ama biz onu bölüyoruz, parçalıyoruz, aceleyle tüketiyoruz.
Sonra da “nereye gitti bu gün?” diye soruyoruz.
Belki de çözüm çok basit.
Birkaç anı kurtarmak…
Telefonsuz bir çay, sessiz bir yürüyüş, yarım bırakılmayan bir sohbet.
Sence de bazen zamanı yavaşlatmanın tek yolu,
bir an için durmayı hatırlamak değil mi?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem BAYAR
Zamanı Yavaşlatmak
Eskiden zaman daha mı yavaştı?
Bunu sık sık kendime soruyorum. Belki sen de soruyorsundur. Çünkü günler akıp gidiyor ama biz sanki yerimizde sayıyoruz gibi…
Çocukken bir yaz tatili ne kadar uzun gelirdi hatırlıyor musun?
Bir gün, bir ömür gibiydi. Akşam olana kadar oynar, yorulur, sıkılır, yeniden heveslenirdik. Şimdi ise haftalar göz açıp kapayana kadar geçiyor.
Zaman mı hızlandı gerçekten?
Yoksa biz mi acele etmeye başladık?
Eskiden beklemek vardı.
Mektup beklemek, haber beklemek, akşam olmasını beklemek…
Şimdi her şey anında. Ama garip bir şekilde hiçbir şeye doyamıyoruz.
Bir şarkıyı baştan sona dinlerdik mesela.
Bir sohbet yarım kalmazdı.
Bir kahve soğuyana kadar oturulurdu.
Şimdi ise her şey arka planda… dinler gibi, konuşur gibi, yaşar gibi.
Soruyorum sana:
En son ne zaman hiçbir yere yetişme derdi olmadan bir anın içinde kaldın?
Belki de zaman yavaşlamadı, biz derinleşmeyi unuttuk.
Çünkü hız arttıkça temas azaldı.
Kendimizle, birbirimizle, hayatla…
Eskiden canımız sıkılırdı ve bu kötü bir şey sayılmazdı.
Şimdi canımız sıkılmasın diye sürekli bir şeylere bakıyoruz.
Ama ne kadar kaçarsak, o kadar yoruluyoruz.
Zaman aslında hâlâ aynı akıyor olabilir.
Ama biz onu bölüyoruz, parçalıyoruz, aceleyle tüketiyoruz.
Sonra da “nereye gitti bu gün?” diye soruyoruz.
Belki de çözüm çok basit.
Birkaç anı kurtarmak…
Telefonsuz bir çay, sessiz bir yürüyüş, yarım bırakılmayan bir sohbet.
Sence de bazen zamanı yavaşlatmanın tek yolu,
bir an için durmayı hatırlamak değil mi?