Tarihin eski dönemlerinden günümüze bir yolculuk yaptığımızda; kadına dayatılan toplumsal kodların ve sosyal hayatta geri planda bırakılmasının edebiyata da sirayet ettiğini görmekteyiz. Kadın ruhunun yüzyıllardır baskılanması, bireyin bilinçaltının derinliklerine işlemiştir.
Postmodern edebiyat çağına geldiğimizde ise çocukluk anılarının üzerine inşa edilen her bir yaşanmışlık, bilinçaltının en derin katmanlarından dışarıya daha belirgin şekilde vurmuştur. Bu dışavurum, kadın yazarlarımızdan Tezer Özlü’nün yaşam yolculuğunda da kendisini göstermiştir.
Çocukluk yıllarında maruz kaldığı disiplin ve baskı ile ilerleyen dönemlerde eşiyle yaşadığı sorunlar; yazarın kalemini yalnızlık ve varoluşsal çıkmazlar ekseninde şekillendirmiştir. Giderek karamsar, kapalı ve imgeli bir söyleme yönelerek ruhundaki fırtınaları dışa vuran yazar; ölüm, yalnızlık ve intihar izlekleri üzerinde durmuştur. Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı eserinde kendi içsel serüvenini bizlere sunarken varoluşsal sancılarını dile getirmiştir. Baskılanan arzular ve yaşamındaki çalkantılar, Özlü’yü edebiyatımızın nostaljik ve "gamlı prensesine" dönüştürmüştür. Toplumsal normlar ve yaşanılan zorluklar, onun ruhunun derinliklerini ve dolayısıyla tüm yaşam yolculuğunu etkilemiştir.
Bu içsel huzursuzluk ve arayış, onu yaşamının sonuna kadar kovalamıştır.
Tezer Özlü, çocukluktan itibaren ruhuna işleyen toplumsal ve bireysel baskıları, modern insanın varoluşsal sancılarıyla birleştirerek edebiyatımızın en hüzünlü ve derinlikli dışavurumlarından birine imza atmıştır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem Karavul
Yaşamın Ucuna Yolculuk: Tezer Özlü
Tarihin eski dönemlerinden günümüze bir yolculuk yaptığımızda; kadına dayatılan toplumsal kodların ve sosyal hayatta geri planda bırakılmasının edebiyata da sirayet ettiğini görmekteyiz. Kadın ruhunun yüzyıllardır baskılanması, bireyin bilinçaltının derinliklerine işlemiştir.
Postmodern edebiyat çağına geldiğimizde ise çocukluk anılarının üzerine inşa edilen her bir yaşanmışlık, bilinçaltının en derin katmanlarından dışarıya daha belirgin şekilde vurmuştur. Bu dışavurum, kadın yazarlarımızdan Tezer Özlü’nün yaşam yolculuğunda da kendisini göstermiştir.
Çocukluk yıllarında maruz kaldığı disiplin ve baskı ile ilerleyen dönemlerde eşiyle yaşadığı sorunlar; yazarın kalemini yalnızlık ve varoluşsal çıkmazlar ekseninde şekillendirmiştir. Giderek karamsar, kapalı ve imgeli bir söyleme yönelerek ruhundaki fırtınaları dışa vuran yazar; ölüm, yalnızlık ve intihar izlekleri üzerinde durmuştur. Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı eserinde kendi içsel serüvenini bizlere sunarken varoluşsal sancılarını dile getirmiştir. Baskılanan arzular ve yaşamındaki çalkantılar, Özlü’yü edebiyatımızın nostaljik ve "gamlı prensesine" dönüştürmüştür. Toplumsal normlar ve yaşanılan zorluklar, onun ruhunun derinliklerini ve dolayısıyla tüm yaşam yolculuğunu etkilemiştir.
Bu içsel huzursuzluk ve arayış, onu yaşamının sonuna kadar kovalamıştır.
Tezer Özlü, çocukluktan itibaren ruhuna işleyen toplumsal ve bireysel baskıları, modern insanın varoluşsal sancılarıyla birleştirerek edebiyatımızın en hüzünlü ve derinlikli dışavurumlarından birine imza atmıştır.